Enhar "Hadi hadi yaz artık acele et, nerde yazılar, bak site hazırlanıyor" dedi ve beni aldı bir telaş. Aldı ama parmaklarım klavyeye buz gibi dokundu ilk önce.
Yazıyı yolladığımda bendeki şaşkınlık Enhar ı da sarmış olmalı ki "Zehra bu neeee? Ne yaptın sennnn? Aman Allahım" tadında bir mesaj aldım ki buna hiç şaşırmadım.
Nedeni ise o yazıyı yazarken hayatımda hiç kasılmadığım kadar kasılmışım. Her cümlede, her kelimede, hatta her noktada, virgülde anlamamak imkansızdı bunu.
Ne benim içim rahat etti ne Enhar ın. Hoppp dedim baştan alıyoruz. Evet iki saatim var ve ben kendi blogumda yazar gibi takılmalıyım bu birbirinden hoş divaların arasında.
Evet, ben Zehra.
Aslında çoğu Zehralar gibi ismimin başında benim bir ismim daha var. Babaannem adımı Zehra koyunca, annem de bütün cazgır gelin tavrıyla “o zaman ben de annemin ismini koyarım yanına” demiş. Olmuş mu benim iki ismim.
E tabii bana soran kim, ağzımda emzik muhtemelen olanlara armut gibi bakınıyordum o zamanlar.
(Dıtt dıtt Öhöm beni yaptığım işten alıkoyan insanlardan nefret ediyorum. Heyy telefondaki sen biliyor musun acaba ben şu an nasıl bir meşguliyet içindeyim. Kapat şu telefonu kapat)
Nerede kalmıştık? Evet ismim Zehra demiştik. Aslında beş dakika önce bunlar yazılmayacaktı. Ama diğer yazarların linkine tıkladığımda içimde nasıl bir kıskançlığın baş gösterdiğini bilemezsin, e benim nasıl cazgır bir insan olduğumu da tabii. Hemen bir şeyler yazmalıyım dedim.
E ama biraz sonra Anadolu Yakası ndaki diğer evime gitmek zorundayım. Olsun yazmalıyım. Evet benim iki evim var an itibariyle. Nasıl bir nefretlik durumdur bu böyle aman Allahım.
Her Perşembe kirlilerini, şununu bununu topla eve gel (perşembe gelmemin sebebi de sırf Aşk-ı Memnu yu annemle dedikodu yapa yapa izleme fantezimden dolayıdır) sonra her pazar temizleri topla, ordaki kızlara cici mamalar yap ve tekrar oraya git.
Neden mi ordayim?
Aslında hikayenin başı var. Birkaç senedir soğuk mu soğuk, nemrut mu nemrut bir ülkedeydim. Neresi orası? Doğru bildiniz sanırım; Almanya! Ben dayanamıyorum artık bu ülkede dediğim an hoopp bi bakmışım İstanbul dayım ve artık Marmara Üniversite sindeyim.
Açık açık konuşmam gerekirse "Nerelisin? Nerdesin? Nereye gittin? Nereye geldin?" tarzı sorulardan hoşlanmıyorum.
Nedeni de nüfus cüzdanımın her bir köşesinde farklı bir şehir adının yazmasıdır.
İnsanlar bana nereli olduğumu sorduğunda "Efenim şimdi beeeenn..." diye bir başlarım uzar gider. Ve yine diyorum... Efendim şimdi beeeennn yani annem ve babam beni Tunceli de yapmışlar. Tunceli naaalaka şimdi diyebilirsiniz. Babam emekli astsubay benim. Erken emekli...
Annem yoookk ben bu dağ başında acılar içinde yavrumu doğuramam demiş ve Ankara daki anneciğinin sımsıcak(!) kolları arasına gitmiş ve beni Ankara da dünyaya getirmiş.
Abimse Malatya doğumlu. Yok oraya hiç girmeyeyim en iyisi.
Babam emekli olunca İstanbul a gelmişiz. Sonra ben evin "sözü dinlenen" kızı olarak "Zehra kaçar" demişim ve hooopp evet Almanya dayım.
İşin özüne gelirsek; ben Ankaralı mıyım? Hayır efenim ne münasebet. Ankaralı olsam herhalde çok daha kolay olurdu durumu açıklaması.
Kütüğüm de tamamen alakasız bir yerde, yok oraya girmiyorum hiç abim ne kadar "nalet çocuk seni, insan özünü reddeder mi?" dese de ben kütüğümün olduğu şehrin ismini pek karizmatik bulmuyorum açıkçası. Hiç görmediğim, hiçbir akrabamın bulunmadığı, annemin babamın orda doğmadığı bir şehri benimseyemiyorum o kadar!
En iyisi ben bütün Türkiyeliyim demeliyim. Bizde şehir, ırk, renk, millet ayrımı olmaz bir kere :)
Öğrenci evime ilk taşındığım gün bunları herkese anlatmak durumunda kalmıştım ve sanırım evdekilerin hala benimle ilgili şüpheleri var. Çünkü konuyu tam anlayamadılar, nasıl bir karışık hale getirdiysem artık.
Efenim işin aslına gelirsek hepiniz gibi ben de hayırlı bir iş için buradayım. Hamarat mıyım diva mıyım bilmiyorum ama yazmayı çok seven biri olduğum kesin.
Benim için sen yaşlanmazsın, sen başkalarını üzer kendini üzmezsin derler de, kendime nasıl terapi yaptığımı anlatamam onlara bir türlü. Anlatarak... Paylaşarak... Bir şeyleri paylaşmak kadar mükemmel bir terapi tanımıyorum ben. Evet sanırım haklılar:)
Ben kendimi değil blogumu üzüyorum yazdıklarımla. Tam olarak 1 sene iki aydır Pilli Cadı isimli blogu yazıyorum ve o günden beri kendimi çok daha iyi, dinç, manyak, çatlak, çılgın, tuhaf, süpersonik ve daha bir sürü sey hissediyorum.
O kadar geveze ve o kadar huysuz olabilirim ki bazen kendime bile şaşıyorum. Çok sorgular, çok düşünürüm, düşüne düşüne başımın ağrıdığını bilirim. Ve o kadar çok yakınır, o kadar çok söylenebilirim ki, bir erkek ordusunu kadınlar hakkında negatif düşüncelere sevk edebilirim..jpg)
Tecrübeyle sabittir: Abim benim sorguladığım ve bunları dışa vurduğum, yakınıp ev halkının başını yediğim yıllar içerisinde kadınlara uyuz olmaya meyillenmiştir :) Ee, çok çok konuşup car car oraya buraya laf yetiştiren kadınlar erkeklerin işine gelmez, hatta bazen hem cinslerimin işine bile gelmez.
Aslında dakika itibariyle hamarat olduğuma karar verdim. Gerçi diva da olabilirim ben ya. Yok yok valla bak çok hamaratım ama burada nazar değmesin diye dışa vurur muyum bilmem…
Yazımın sonlarına doğru öhöm öhöm hafifçe sırtımı dikleştirip, dudaklarıma ve klavyeme ciddi bir hava katmak gerekirse bu enfes portalda daha çok toplum içinde sorguladıklarıma, gözlemlerime ve - ve si yok işte- kısacası yaşadıklarımdan küçük dilimlere yer vermeyi diliyorum.
Son olarak;
Bütün HamaratDivaları okumak onlarla tanışmak için sabırsızlanıyorum:)
Ve burada olduğum için mutluyum.
Sevgiler,
Zehra
|