Onların hikâyesi 8 yıl öncesine dayanıyor. Kim bilir belki de daha eskisine…
Akreple semenderin her geçtiği köşeye bıraktığı işaretler gibi yıllar yılı birbirlerini kovaladılar.
Bazen fısır fısır dua eder gibi “lütfen yolda karşıma çıkmasın” diye dua etti biri, bazı zaman da diğeri “n`olur iki satır yazsın da bileyim iyi olduğunu” diye telâşe düştü öteki.
6 yıl boyu bir tek kelime etmediler.
6 yıl boyu koca bir yemin ettiler sessizlik üzerine.
6 yıl boyu bambaşka yollara gittiler.
Yeniden sevdiler, yeniden güldüler…
Büyüdüler ve hatta büyüttüler. Öfkeyi, nefreti, nefretin sevdanın en ateşli hali olduğunu bilemeden sevgiyi…
Tükenmek yanmak demekmiş, tükenmek halen sevmek demekmiş bilemeden…
Yaşadığın şu koca şehir bazen küçücük oluverir de hani, en beklemediklerine rastlarsın ya sokak ortasında, tesadüfe bak dersin, işte o tesadüfe 1 kere bile rastlamadılar 6 yıl boyunca… Yıllar sonra duydukları hikâyelerden hep aynı izleri takip ettiklerini öğrenip şaşırsalar da, bu “tesadüfsüz”lüğü evrene gönderdikleri sinyallere yordular. N`olur karşıma çıkmasın, n`olurlara… Çünkü karşıma çıkarsa verecek cevabım yok, dilenecek özürüm binlerce idi. Peki ya sonrası?
Peki, özürden sonrası? Var mı sonrası?
Unutulur mu?
Patlak vermez mi?
İzleri siler mi?
Eskisi gibi sayfanı tertemiz eder mi?
Yaşadılar, yaşamadan bilemezlerdi… 6 yıl sonra her biri yürüdüğü yollardan bambaşka sapaklara sapmışken mesaj kutusuna düşen bir “aklıma düştün, iyi misin?” mesajı savurdu her ikisini de. İyi misin?
İyi miyim?
İyi miydim?
Sen arayana kadar iyiydim ama şimdi daha mı iyiyim, sanki? Bi bilebilseydi…
Özürler dilendi
Ama bu hikâye burada bitmedi…
Ps: Sana dair hikâyeleri dinlemesi mi, kaleme alması mı daha zevkli inan ben de bilmiyorum arkadaşım. Mutlu ol, e mi !?
|