Modern anneliği bırakalı çok oldu. Daha doğrusu entel anne olmayı bırakalı.
Onu araştır, bunu taraştır. Yok çocuğa kardeş haberini pedagogdan yardım alarak ver. Hadi çocukla ünlü Amerikalı profesörünün geliştirdiği yöntem ile iletişim kur. Çok kurma geliyor bu hayatlar bana.
Ayıplanabilir miyim? Tabii ki. Karşı görüşlere de severek açığım. Çok da bilmek isterim.
Bir kere bu dünyada çocuğuma kimse sonsuz anlayışla, sabırla yaklaşmayacak. Gün gelecek bulunduğu ortamda haksızlığa uğrayacak, gün gelecek kavganın ortasında bulacak kendini. Aşk acısı çekecek ve ben de dahil gözyaşları için birşey yapamayacağım. O yüzden ona sonsuz sabırla yaklaşmayı doğru bulmuyorum.
Çok soru soruyor. Başımdan def etmiyorum çünkü sorgulamayı öğrenmesi gerek ama baktım ki sorduğu sorunun cevabını dinlemiyor, anladım ki sadece sormak için sorup cevabı aklında bile tutmuyor. ’Dur’ diyorum, ’Niçin sordun, tam olarak neyi merak ediyorsun? Kafandakini tam açıkla, ona göre cevap vereyim. Yok canın konuşmak istiyorsa gel sohbet edelim, soruları bahane etme’ diyorum. O tilki gülüşüyle bana hınzırca bakarsa anlarım ki amacı beni bloke etmek, öğrenmek değil.
Allah aşkına kaçınız annenizden terlik yemediniz?
Bizler çok mu kitaplara bağlı büyütüldük?
Hangimiz öğretmen korkusu yaşamadı? O korku –abartılmadığı sürece- gerekli değil mi?
Otorite ile baş etmeyi bilmek de bir beceri değil mi?
Çoğumuz ailelerimizden daha iyi şartlarda yaşıyoruz. Onlar da –inşallah- bizden daha iyi şartlarda yaşayacaklar ama kim fanusun içine koyabilir çocuklarını?
Ben kraliçe değilim, kocaman servetim yok ki ayaklarına dünyaları sereyim.
Bu yazı da nereden çıktı derseniz, yazın ortasında not düştüğüm kâğıt geçti elime. "Geliyor Terlik Annesi" yazmışım kısaca.
Yazın bahçede mangal yapıyoruz. Ellerim dolu ama çok dolu. Sırf üşendiğim için mutfaktan bahçeye herşeyi bir kere de taşımaya çalışmışım. Tepside yok yok. Karnımda deseniz bir bebek. Hava da nasıl sıcak…
Oğlum tam önümde, çekil oğlum çekilmez, şu örtüyü al koltuk altımdan almaz. Sabahtan beri bir haller içinde, yaramaz mı yaramaz. Hani sınırları zorluyor. Ben de hem sıcaktan hem de hormonlardan artık terbiyeyi bırakmışım ‘Oy oy dokunma bana’ deyip sabır çekiyorum. Bir baktım koşa koşa üstüme geliyor. Eller pis, ayakta terlik bile yok. Hani tsunami gibi…
Bana çarptı ama dengemi nasıl buldum bilmiyorum. Tepsiyi masaya nasıl bırakmışım onu da bilmiyorum. Aklıma gelen ilk sahne havadaki Esem marka terlikti.
Gülmeye başladım…
Terlik atan anne olmuştum. Her ne kadar isabet ettiremesem de markayı tutturmuştum. Havadaki o terlikle ne sinirim kaldı ne yorgunluğum. Kahkahalarda güldüm dakikalarca. Çocuk deseniz ışık görmüş tavşan gibi. Terlik uyarısını kavramaya çalışırken benim niye güldüğümü düşünüyor bir yandan.
Şimdi bana burun kıvıran anneler olacaktır. Kıvırmayın yahu, benim genimde var bu. Bastırsam da çıkıverdi işte. Vallahi sakladım yine.
Ama çocuğa da bir huzur geldi akabinde.
Yazarken bile kıkırdadım…
Gizem
|