Çeşitleri var ayıbın…
İyi niyetlisi ve kötü niyetlisi olmak üzere kategorileri var.
Yorganın altında olanı…
Arkandan konuşulup, sonradan duyulanı var.
İçinde politika olanı var.
İnsan haklarına saygısızlık edeni…
Hayvan haklarını asla umursamayanı…
Toplu yalan ve dolandırıcılık ayıpları…
Masum olanları da var.
Gazını, pırtını tutamayan bebekler gibi…
Benim kafamı attıranları var.
Sinirimi göstermek için, Avatar filmindeki karakterler gibi tıslamak istiyorum bazen, o radde de yani…
Beni yalancı çıkaran ayıplar olduğu için böyle hislerim…
Beni bu durumda bırakıp, aileme, arkadaşıma, dostuma mahcup ettiği için…
Yolladığım paketler, zarflar doğru ele ulaşmadığı için…
Ben o zarfı sana mı gönderdim ki açıyorsun arkadaşım?
Bak zarfa bir daha ve söyle bana… İsim sana ait değilmiş di mi?
O satırları sana mı yazmışım peki?
Hayır, değil mi?
Okuyorsun mektubumu ama anlamadın ki neden bahsettiğimi?
Ayıp bunlar…
Sana ait değil ki o arkadaşım?
Kimse öğretmedi mi sana, ayıbın bu çeşidini?
Yeni yıl hediyelerimin bir kısmı kimin elinde haberim yok.
Bak yazık değil mi bana, düştüğüm şu duruma?
Özenle yazdığım o kartları, mektupları kimler okudu şimdi? Niye okudu?
Ya kızlarımın fotoğraflarına ne oldu? Çöpteler mi yoksa?
Açıp, bakıp, yırtıp, attılar demeyin!
Kıyamam kızlarımın fotoğrafına!
Nasıl bir zevk aldın bu ayıbından?
Ne anladın o karta yazdığımdan?
Merak ediyorum arkadaşım…
Demin postaneden gelip de bu yazıyı yazdığım anlaşılıyorsa, affola…
Ama bu tür saygısızlıklara tahammülüm yok!
Çünkü gerçekten ayıp!
Neyse ki bu yazımı zarflamak, pullamak zorunda değilim…
Ve elbette sözüm meclisten dışarı…
Fakat oldu ki o zarfım eline ulaşmışsa arkadaşım; sana yollamamıştım… Bir zahmet tekrar kapatıp, postala…
Satırlarımı burada bitirirken, beni anlayacağını umut ederim…
Nilüfer
|