Akü
Şu saati kapatıp bir beş dakika daha kafayı o sıcak yastığa koymalar ne tehlikeli, di mi? Bu sabah daha saati kapatırken ve kalkmam gerektiğini söyleyen mantığımla “beş dakika daha n’olur” pazarlığı yaparken biliyordum geç kalacağımızı… Yirmibeş dakika; yaşanan olaya, çekilen acıya, kavuşulacak sevgiliye ya da varılacak noktaya göre kısa da olabilir, uzun da…
Bu sabah sadece yirmibeş dakikacık uyumam herşeyi hızlı çekim yaşamamıza sebep oldu bizim… Uzundu yani… Ekstra uyku için çok uzun…
Hadi Selin!
Koş Selin!
Çiş, çiş Selin!
Kalk Derin!
Giy Selin!
Çiş, çiş Derin!
Giy Derin!
Koş Selin!
Hadi Derin!
Yedin mi Selin?
İçtin mi Derin?
Koş Selin!
Evden nasıl çıktığımızı bilmiyorum. Ben o arada giyinmişim, farkında bile değilim.
Neyse ki okul eve yakın. Arabayla üç dakika.
Koş, koş…
Bin, bin…
Yetişeceğiz derse, hiç merak etme…
Taktın mı kemerini?
Taktım anneciğim!
Tık!
Nasıl yani?
Tık! Tık!
“Ya anneciğim yaaaa! Neden ama?”
Niçin insan hep annesini ister, adını söyler birşeyler ters gidince?
Araba çalışmıyor, annem ne yapacak?
Üzerimdeki negatif enerji bitirdi aküyü birden, adım gibi eminim.
Anahtardan hoooop bana bütün enerji, tık!
İnin kızlar, pusete…
Saate bakıyorum ama yok yetişemeyecek derse…
Pusete oturtuyorum ikisini de…
Üzerlerine birer battaniye…
Yavaş itiyorum, sakin…
Kaldırımın kenarındaki salyangozlara bakarak ve hatırlayarak…
Hani yavaş olmayı öğrenecektim ben onlardan?
“Bak ağzımdan duman çıkıyor” diye gülüşüyor Selin Derin’le…
Gülüyorum ben de…
Ağır ağır gidiyoruz okula…
En güzel ve komik sohbetlerimizi yapıyoruz beraber.
Üç dakikalık yol aslında yirmibeş dakikaymış yürüyerek gidince -ki hoşuma gidiyor bu mesafe.
En güzel çiçeklerin yanından hep hızlı geçmişiz ve en güzel kuş yuvalarını hiç görmemişiz aslında.
Daha sıkı sarılıyorum Selin sınıfa girmeden… Aceleye getirmeden…
Derin de öpüyor ablasını ve Selin ağlayacak nerdeyse…
Arabayla gelsek böyle olmayacaktı kesin…
O yirmibeş dakikalık yolda sevgimiz mi pekişti?
Nilüfer
|