Geçen gece az daha acil de alıyorduk soluğu… Derin’in ilk defa yediği şeker, midesine dokununca inanılmaz acı çekti bombişim… Karnı oldu bir davul… Acıdan kıvranıyor bebeğim ve ben yardım edemiyorum. Ne zor bir hissiyat bu! Anlatmayayım daha fazla fakat çok zor bir geceydi bizim için... Anne baba olarak bir deneme sürecindeydik belki de. Bakalım evladımızın acısını görme duygusuna ne kadar dayanabiliyoruz ve bunu kaldırabilme kapasitemizin yüzdesi nedir gibi bir testti kesin… Tenime kızgın demirle dokunsalar da aynı hissederdim büyük ihtimalle… Atlattık neyse ki, bin şükür!
Ertesi gün bir arkadaşımın evinde aldım soluğu ve her şeyi unuttum. Yaptığı mis gibi kek, bir fincan çay, çilek reçeli ve tatlı sohbeti; yetti işte… Sevgisiz ve arkadaşsız bir dünya düşünemiyorum ben, yemin ederim… Yapamazdım!
Sonra dün bir telefon geldi, bu sefer eski bir arkadaşımın eşinden boşandığını öğrendim… Haydaaaa… Üzüntü bastı bu sefer… O çocuklar ne olacak şimdi? Klasik endişe!
Daha ona üzüntüm geçmeden başka bir dost bebek beklediğinin müjdesi verdi akabinde…
Bak demin üzülüyordum ama şimdi nasıl heyecanla gülüyorum duyguları...
Karman çorman yazıyorum değil mi?
E, duygularımda öyle de o yüzden…
İçim, hislerim lunaparktaki trenler gibi… Hooop bir aşşağıııı, bir yukarııııı…
Hayat bu! Hayat! Olması gerektiği gibi işte… Evet, biraz lunapark gibi…
Sonra… Sonraaaa…
Sevgilim gitti çok uzak bir diyara… Kimisi sevinir eşi iş gezine çıkınca ama biz resmen acı çekiyoruz…
Ha o yanımda olmasın, ha bir kolumu al, kes, çöpe at; aynı şey olabiliyor bazen… Gerçekten!
Ama siz gene de kesmeyin kolumu tabii... Yakında gelecek çünkü; biliyorum… ?
Ve o gitti mi hep ne oluyor?
Siz kolumu kesmediniz ama; ya ben parmağımı kesiyorum ya da kızlardan biri merdivenlerden düşüyor genelde…
Bu sefer ikisi de oldu tabii… Bingo!
Önce parmağımı kestim… Kan beni nasıl tutuyor Yarabbim!!! Of!
Sonra daha ben yara bandını takamadan, Derin merdivenlerden düştü paldır küldür...
Gözümün önünde... Ağır çekim hem de… Elim kolum bağlandı, öyle bakakaldım. O kadar absürt bir şekilde kapaklandı ki; tutamadım! Yumuşak inişti aslında ama olayın içinde bir merdivenlerden düşme cümlesi geçiyor ya; kötü geliyor kulağa…
Yani bugün mü bebeğim yaaaa? Bugün mü?
Gene bir acile gitme vakası daha olacak gibiydi.
Kolunu tutuyor sürekli ve “doktoya götüy” beni diyor… Saat beş buçuk olmuş, doktor kapatmış ofisi…
- Emin misin Derinciğim?
- Evet… Bak tutamıyovum, oynatamıyovum kolumu…
- Haydaaa!
Ahh bir güvensem… Çünkü diyor ki durup durup; doktor askıya taksın kolumu bööööleee duğsun boynumda asılı… Sırıtıyor söylerken; nasıl kol acısı bu?
Aklı o manzara da yani… Hava yapacak alçıyla boynunda… Bilmez miyim? Son doktorculuk oyunlarında hep bir kırık, çıkık, alçı mevzusu dilinde; hangi çizgi filmden duyduysa…
Minik bir anne testi giriyor devreye…
En sevdiği müziği açıyorum çaktırmadan…. Benim ki nasıl dans ediyor… Alçılanması gereken, oynatamadığı o kol havada hoppaaa! Sağ eller havaya!!! Pırlantalar burayaaaa!!!
- İyisin sen bebeğim diyorum…
- O zaman yavın gideyiz, tamam? diyor dansının ortasında…
- Duruma göre bakarız!
Fiiiuuuuu!
Oturuyorum…
Kızları yedirmem gerek… Yıkamam gerek… Nefes almam gerek… Bu yazıyı bitirip bir an önce göndermem gerek… İşimin başına dönmem gerek…
Hayatın ucunu kaçırmamam gerek!
Lunapark demiştim değil mi?
Hem lunapark, hem sirk!
Biraz da hayvanat bahçesi gibi sanki…
Paşa ve Papatya ile olan maceralarımdan bahsetmedim bile…
Ay! Aay! Aaay!
|